Dikkat: TÜRKÇE TURKCHELESIYOR !
Dil yaşayan sosyal bir varlıktır ve siyasi, kültürel, ekonomik vb gelişmelere göre tepki vermekte, değişerek ve gelişerek yoluna devam etmektedir. Bir dilin temel gayesi ise kişinin kendini ifade edebilmesi üzerine kuruludur, bu yüzdendir ki dilimizi kullanma şeklimiz beynimizi nasıl kullandığımızın bir göstergesidir. Ancak günümüzde bu temel ihtiyacın ötesine geçilmiştir ve bir dilin var olma mücadelesi, konuşan kişisine sunduğu hareket alanının genişliği ile belirlenir hale gelmiştir.
Söz konusu anadilimiz Türkçe olduğunda karşımıza iki durum çıkmaktadır. Bardağın dolu tarafından başlamak gerekirse; o kadar şanslıyızdır ki uçsuz bucaksız söz sanatlarına imkan veren ve kişiyi edebi doyuma ulaştıran bir dile sahip olduğumuz düşüncesine hemen ulaşabiliriz. İstatistiki bilgilere dayanarak dünyada en çok konuşulan diller arasında anadilimiz Türkçe’nin de var olduğu zaten biliriz. Daha detaylı bilgi vermek gerekirse, Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü’nün 1980’li yıllarda yaptığı araştırmalara göre 250 milyondan fazla kişinin Türk lehçelerini konuştuğu belirlenmiştir. Bu sayının giderek artması ise anadilimiz için kaçınılmaz bir gerçektir. Bazı ülkelerde resmi dil olarak değerlendirilmekle birlikte dünyanın belirli kesimlerinde toplumlar arasında büyük talep görmekte ve anadil olarak da kullanılmaktadır.
Öte yandan, engin uzaklıklara ulaşma imkanı sağlayan bir dilin sahipleri olsak da ne yazik ki dilimize gereken önemi vermediğimiz düşüncesi bizleri kahretmektedir. Dış dünya ile etkileşim ve küreselleşme olgusu, beklendiği üzere anadil dışında ikinci bir dile olan gereksinimi arttırdığı bilinmektedir. Üstelik, birden fazla yabancı dil öğrenme eğilimi, bir zorunluluk olma yolunda ilerlemektedir. İşletmelerin kalifiye personel istihdam etme arzusu ve kişilerin bireysel gelişim talepleri yabancı dil öğretiminin önemini her geçen gün arttırmaktadır. Ancak tüm bu gelişmeler ve ihtiyaçlar dahilinde dilimize verdiğimiz önemi tekrar gözden geçirmek hepimiz için faydalı olacaktır çünkü gerçek olan şey, dilimizi pek çok alanda ihmal ettiğimizdir.
Bilimsel boyutta incelersek dil, genetik bir donanıma sahip olmakla birlikte psikodilbilimsel araştırma konusu olabilecek gizemlere sahiptir;
········· Dünyanın herhangi bir ülkesindeki bir çocuğun kendi dilini öğrenme süresi ile başka bir yerde bulunan bir çocuğun kendi dillerini öğrenme sürelerinin aynı olduğunu,
········· Her iki çocuğun da dillerini öğrenirken yaptıkları hataların tek düze mantıksal hatalardan oluştuğunu,
········· Ancak bu iki çocuğa da bisiklet binme ya da top oynama gibi fiziksel aktiviteleri öğretmeye kalktığımızda ikisinin de aynı sürede öğrenemeyeceğini bilmemiz gerçekten ilginçtir.
Sonuç olarak, araştırmalara göre dil bilincini farkında olmadan edinmekteyiz. Bu kadar kolaylıkla edindiğimiz ancak ilerleyen süreçte bizi biz yapan-farkındalık yaratan dilimize hak ettiği değeri veremediğimiz ve evrensel olma çabasında aslında komik olduğumuz aşağıdaki örneklerde de belirttiğim üzere açıktır.




